İnsanlık olarak savaşlarla, ekonomik krizlerle, doğal afetlerle sınanıyoruz. Bütün bu sınamanın eşiğinde daha fazla iyiliğe ve merhamete ihtiyaç hissediyoruz. Bireyselleşmenin zirvede olduğu bu çağda, hoşgörüsüzlük hüküm sürerken hayat zor geliyor. Kimi zaman da yorucu…
Karamsar tablo içinde sıcak bir tebessüm, içten gelen bir teşekkür, uzanan bir yardım eli bize umut oluyor. İşte bu da bize acaba iyilik hali ile bir çıkış bulabilir miyiz diye düşündürüyor. İyilik neleri değiştirir? İyilik yapmak ve iyilik görmek bizi neden mutlu eder?
İyilik Yapmak Bizi Mutlu Ediyor mu?
İyilik, Türk Dil Kurumu sözlüğünde karşılık beklenilmeden yapılan yardım anlamında kullanılmaktadır. İyilik hem şahsi hayatımızda hem de toplumsal hayatta önemli bir role sahiptir. Bu yüzden gerek felsefi gerek psikolojik gerekse tarihi kaynaklarda bu kavram önemli bir yer tutmuştur. Günümüze kadar gelen araştırmalar, bu kavramın hem duygu hem düşünce hem de eylem barındırdığını ifade eder.
Bu güçlü kavramın bilimsel açıklaması ise bizim iyilik yapmak için önemli bir sebebimiz olduğunu gösteriyor: yaradılışımız. Çünkü iyilik; beynimizde dopamin, aynı zamanda oksitosin salgılanmasına sebep oluyor. Yani başkasını mutlu etmeye çalışırken bir bakmışız biz mutlu oluyoruz. Hatta araştırmalar, iyiliğin doğuştan geldiğini gösteriyor. Yani her ne kadar nefsimize ait bencil dürtülere sahip olsak da başkalarını anlama, başkalarıyla işbirliği yapabilme özelliklerimiz var.
Yaptığımız küçük jestlerin bile üzerimizde büyük etkilere sahip olduğu görülüyor. Mesela bir arkadaşımıza zaman ayırmak, onunla sohbet etmek, kapıda karşılaştığımız birine içten bir gülümsemeyle selam vermek kişiyi ruhsal olarak tatmin ediyor, mutluluğunu arttırıyor. Helper’s High yani yardım edenin coşkusu kuramına göre yardım eden, iyilik yapan mutlu oluyor. Hatta ilginç bir araştırma, iyilik yapan kişinin vücudunda endorfin salgılandığını gösteriyor. Bu hormonun etkisi ise ilginç; vücuttaki ağrıları azaltan bir işleve sahip.
Günümüzün İnsanı Nerede?
“Besle kargayı oysun gözünü” veya “Şu hayatta babana bile güvenmeyeceksin” sözlerini işitmeyen yoktur. Sürekli insanı güvensizliğe ve birbirine karşı ihtiyatlı davranmaya iten bu ifadeler, bir süre sonra karşılığını bulmaya başlıyor. İnsanlar birbirlerine daha fazla şüpheyle bakmaya başlıyor. Güvenleri zedeleniyor.
Modern toplumlar, daha fazla bireyselliği ön plana çıkarır. Bu kapitalist anlayış, insanların birbirini rakip olarak görmesini tetikler. Bunu eğitim sisteminin içinden tutun çalışma hayatına kadar pek çok alan için örneklendirebiliriz. Elbette ki bu da kişisel çıkarların ön planda tutulduğu bir ortam oluşturuyor. Kaldı ki günümüzde sosyal adaletsizliğin arttığı, empati eksikliğinin yayıldığı bir ortamda manevi boşluk oluşmaktadır. Bu manevi çöküş hali, ancak manevi değerler ile yeniden inşa edilebilir.
Küreselleşme ve teknoloji sayesinde insanlar birbiriyle daha fazla iletişim kuruyor gibi gözükse de kalpler birbirinden uzaklaşıyor. İçsel huzur samimi destekle, sabırla, afla, gönül almak gibi erdemlerle yakalanabilir.
Ramazan Ruhu İyiliği ve Paylaşmayı Hatırlatır
Ramazan ayı geldiğinde bambaşka bir atmosfer oluşur. Bu iklim günlük koşturmacadan unuttuğumuz bazı temel soruları da sorgulatır. Neden yaratıldık? Asıl gayemiz ne? Bu soruların cevapları bize; bizi biz yapan değerleri de keşfettirir. İçsel ve daha derin bir yolculuğun kapısını aralatır.
Maneviyatın güçlendiği bu zaman dilimi aynı zamanda insanın kendini keşfetme yolculuğudur da. Gündemimize ahlakı tekrar taşır. Çünkü İslamiyet insanları yalnızca ibadetlerle değil; güzel ahlakla donatmak ister. Ahlakın temelinde de iyilik yatar. O yüzden Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamber Efendimizin (a.s.m.) sözlerinde sıkça iyilik kavramı geçer. Hatta okuduğumuz kaynaklardan iyiliğin sadece Allah rızası gözetilerek yapıldığında ibadet hükmüne geçtiğini biliyoruz. Kur’an-ı Kerim’de bununla ilgili pek çok ayet vardır. Bunlardan biri, “Kim zerre kadar iyilik yaparsa, onun karşılığını görür.” (Zilzal Suresi, 7. ayet).
Peygamberimiz “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” buyurur. (Buhârî, Mağâzî, 35.) Her fırsatta iyilik teşvik edilir. Maddi yardımlarla olduğu kadar, güzel söz ve davranışlarla da manevi iyilik yapılır. Küçük bir tebessüme bile sadaka sevabı veren bir dinin mensubu olarak bize düşen merhamet, hoşgörü, dayanışma ve iyi niyet gibi erdemleri anlayıp yaşamak ve yaşamaktır. Bu da bilinçli ve kararlı bir şekilde iyilik yapma iradesi göstermeyi gerektirir.
Bugün İslam’ın bize öğrettiği iyilik anlayışına bütün insanlığın ihtiyacı var. Çünkü çıkarcılık, bencillik, toplumsal huzursuzluk, sosyal adaletsizlik, manevi boşluk insanlığı içinden çıkılmaz bir noktaya getirmektedir. İşte Ramazan, iyilik anlayışımızı tekrar sorguladığımız bir aydır. Bu ayda kazandığımız yardımseverlik ruhu, hoşgörü ve iyilik hali yıl boyunca ve hayatın her anında devam ettiğinde mutluluk ve huzur getirir.
İyiliğe İhtiyacımız Var
İnsanlığın içinde bulunduğu kriz dönemleri, savaşlar ve açlık düşünüldüğünde en fazla ihtiyaç duyduğumuz davranışın iyilik hali olduğunu özümseriz. Günümüzde giderek artan şiddet halinin hoşgörü, sabır ve anlayışı azalttığı zamanları yaşıyoruz. Daha paylaşımcı ve daha merhametli bir yaşam tarzı benimsersek insanlık değerleri ortaya çıkabilir. İyilik bulaşıcıdır. Bize düşen bu ayda temellerini attığımız iyilik halinin yıl boyunca devamını sağlayabilmektir. Küçük gibi gördüğümüz iyilik hareketleri başkasına temas eder. O yüzden az da olsa iyilik halinin sürekliliği önemlidir. Neler yapılabilir?
· İnsanlara iyi davranmaya niyet etmek
· Çevremizdeki ihtiyaç sahibi olan kişilere destek sunmak
· Her zaman maddi destekle yardımcı olamasak da, manevi desteği hiçbir zaman eksik etmemek
· Dayanışma ruhunu canlı tutabilmek için yardım kuruluşlarına destek olmak
İyiliği Nasıl Gösterelim?
İyiliği bir hayat tarzı haline getirebilmek, her durum ve şartta iyiliği seçmek, bilinçli bir iyilik anlayışıyla mümkündür. Bunun için de her durumda iyilik halini gözetebilecek iradeyi gösterebilecek gücü bize Ramazan ruhu verir.
· Ailesine karşı iyilik yapan kişi, anne-babasına saygılı olur. Çocuklarını güzel ahlakla yetiştirmeye çalışır. Kardeşleriyle iyi geçinir.
· Kendisine karşı sorumluluğu olduğunu bilir. Kendine ve sağlığına dikkat eder. Canının emanet olduğu bilinciyle kötü alışkanlıklar edinmez.
· Topluma karşı faydalı olmaya çalışır. Başkasının ardından konuşmaz. Fitne çıkarmaz. Maddi olarak yardıma ihtiyacı olan birine imkanları ölçüsünde yardımcı olur.
· Sadece insanlara karşı değil, hayvanlara ve diğer canlılara da koruyucu, kollayıcı yaklaşır. Hayvanlara dikkat eder, su verir. Ağaçlara özen gösterir.
İyilik, bumerang etkisi oluşturur. Döner dolaşır o iyilik, sahibine tekrar ulaşır. Bununla ilgili güzel bir hikayeyle noktalayalım yazıyı: Bir fırıncı gençken fakir bir çocuğa yardım edermiş. Her gün ona ekmek verirmiş. Yıllar geçmiş, çocuk büyümüş ve doktor olmuş. Fırıncı yaşlanmış, yaşadığı kasabadan şehirdeki hastaneye gitmiş. Şehirde kimseyi tanımadığı için zor durumda kalmış, hastanenin başhekimi, fırıncıyı tanımış. Yıllar önce kendisine ekmek veren bu fırıncıyı en iyi şekilde tedavi etmiş.
Kıssadan hisse: İyilik hareketi hepimiz için daha yaşanabilir bir dünya oluşturur!