Bazı yapılar, kültürel hafızanın bir parçası olarak her zaman dikkat çeker. İşte o yapılar işçilikleriyle, her bir karışında barındırdıkları sanat anlayışıyla geçmişin ruhunu bugüne taşır. Camiler; mimarisiyle ruhumuza dokunan, asırlardır ayakta durarak şehrin hafızasına tanıklık eden mabetlerdir.
Kimi zaman bu tanıklığa şahitlik etmek için bir turist gibi gezdiğimiz, kimi zaman ibadet etmek için uğradığımız kimi zaman da sadece bahçesinde durup o huzurlu havayı solumak istediğimiz yerdir camiler. Bu mimari harikalar bize medeniyetin ruhunu nasıl aktarır?
Her Şehrin Kendini Anlatan Bir Mabedi Var
Bir şehre turist gözüyle bakmak, o şehrin yapısını ve kültür dokusunu anlamaya çalışmak farklı bir deneyim getirir. Her ne kadar şehrin sokaklarında dolaşsanız da çarşılarını gezseniz de o şehri en iyi anlatan yapılar; o şehrin mabetleridir. Camileri, yalnızca ibadet edilen yerler olarak görsek de aynı zamanda onlar şehrin tarihini, kültürünü yansıtan şaheserlerdir. Mesela İstanbul için Sultanahmet, Edirne için Selimiye, Bursa için Ulu Cami hem bir ibadethane hem de şehrin kimliğini temsil eden şehir hafızasıdır.
Her caminin kendine özgü bir mimari dili vardır. Bütün bu camiler, ruhumuzu doyurduğu gibi işçilikleriyle gözlerimiz için de bir seyirgah gibidir. Camilerdeki mimari üslup, bize ta Endülüs’ten Selçuklu’ya Osmanlı’dan günümüze medeniyet izlerini aktarır. Mesela Osmanlı mimarisinin en gözde iki şaheseri Mimar Sinan’ın ellerinden çıkmıştır. Süleymaniye ve Selimiye iki görkemli eserdir. Süleymaniye içinde yer alan külliyesiyle Osmanlı hakkında bize çok şey anlatır.
Osmanlının şehircilik anlayışını gösterir. Medresesi, aşevi, hamamı, kütüphanesi ile İstanbul’un önemli simgelerinden biridir. Bugün mimari olarak incelendiğinde akustik özellikleri ve içindeki havalandırma sistemiyle mühendisleri kendine hayran bırakır. Hakeza Selimiye’ye baktığımızda camideki hat sanatı, çini süslemeler, mihraptaki mermer işçiliği bize Osmanlı mimarisini anlatır. Ulu Cami içindeki şadırvanı ve hatlarıyla Bursa’nın tarihini yansıtır ve Osmanlı’nın erken dönemdeki ruhunu bize yaşatır. Bu tarihi camiler toplumsal hafızanın izlerini aktarır, tarih bilincini ve şehrin kimliğini gösterir. Sanat anlayışına şahitlik ettirir.
Çini İşçiliği ile Estetik ve Sanat Bir Arada
Camileri süsleyen en önemli sanat dallarından biri hat diğeri ise çini işçiliğidir. İslam sanatı cami mimarisine bu iki sanat dalıyla eşlik eder. Yüzyıllardır hem iç hem de dış tasarımda bu sanatlara şahit oluruz. Hat yazılarında genel olarak Allah’ın isimlerini, ayet ve hadisleri görürüz. Bizim için görsel değer taşısa da görsellikten öte manevi anlamı cihetiyle değerlidir. Camilerde okunan Kur’an, yapılan dualar hat sanatıyla yazılmış ayetlere, Allah’ın en güzel isimlerine şahitlik eder. Camide bulunanların ruhunda derin bir iz bırakır.
Çini sanatı, özellikle Selçuklu ve Osmanlı döneminde daha fazla görülür. Mihrapta, minberde ve duvarlarda mavi ile yeşil karışımı göz kamaştırıcı çiniler kullanılır. Kullanılan motifler İslam sanatının yansımasıdır. Aynı zamanda çinilerle amaç, caminin akustiğini düzenlemektir. Böyle de bir işlevi vardır. Bu sanatın zirveye ulaştığı camilerden bazılarını sıralayalım:
· İznik çinileriyle süslenen ve yirmi binden fazla çiniye sahip olan Sultanahmet Camii
· Yine en kaliteli İznik çinilerine sahip; mihrap ve duvarları çini panolarla kaplı olan Rüstem Paşa Camii
· Mihrabında, minberinde ve kubbesinde Osmanlı sanatının en güzel izlerini taşıyan ve hat sanatındaki süslemeleriyle dikkat çeken Süleymaniye Camii
· Mimar Sinan’ın ustalık eseri olan ve çini ile hattın uyumuyla dikkat çeken Selimiye Camii
· Mavi, yeşil ve beyaz çinilerle kaplı olan Yeşil Cami
İslam medeniyetinin en önemli iki sanat dalı, camileri süslemeye devam eder. Hattın çini ile eşsiz uyumu, ruhlara ve gözlere ilahi mesajı verir. Bu süslemeler sanatla maneviyatı birleştirerek ruhumuzu beslemeye devam eder. Hatta günümüzde inşa edilen camilerden Taksim Camii geleneksel hat sanatını ve çini işçiliğini barındırır. Bu sanatın korunması ve bu değerli mirasın ustalar eliyle yeni nesillere aktarılması önemlidir. Ruhumuzu besleyen bu eserler bize huzur getirir.
Sosyal Hayatın Merkezi Camiler
Tarihe baktığımızda camilerin her zaman sosyal hayatın merkezinde yer aldığını görürüz. Osmanlı döneminde camilerde bulunan külliyelerde insanlar eğitim görür, burada bir araya gelir, ihtiyaç sahipleri için yardım toplarlar, çeşitli sosyal etkinliklere katılırlar idi. Bu külliyelerde hamam, çarşı, medrese her şey bulunurdu. Yani sadece ibadet edilmezdi, aynı zamanda sosyal bir fonksiyonu vardı.
Şehirleşmeyle beraber günümüzde bu geleneksel rolünü farklı şekillerde sürdürmeye devam etmektedir. Bazı yeni yapılan camilerde kütüphaneler, konferans salonları bulunur. Hatta hem çocuklar hem de gençler için buralarda çeşitli eğitimler verilir, yardım organizasyonları yapılır.
Yine bir buluşma noktası olmaya devam eder. Cuma namazları, kandil geceleri, Ramazan’da okunan mukabeleler, bayram namazları yine insanları bir araya toplar. Tarih boyunca camiler nasıl ki toplumun kalbi oldu, gelecekte de bu rolünü koruyacaktır. Şehrin sessiz şahitleri olmaya devam edecektir.
Camiler Ramazan Ruhunu Taşır
Maneviyatın arttığı ve insan ruhunu etkileyen Ramazan ayının atmosferi camilerden de yansır. Ramazan ve camiler deyince akla ilk gelen Osmanlı döneminden beri devam eden mahya geleneğidir. Minarelerin arasında yer alan ve yazılarla süslenerek Ramazan’ı hatırlatan ve ön hazırlık yaptıran bu mahyalar dikkat çekicidir. Hat sanatıyla ve tezhip ile Ramazan ruhu yansıtılır. Ramazan berekettir gibi dikkat çeken yazılar, estetik bir özenle sunulur.
Kandil ışıkları, Kur’an tilavetleri, mukabeleler, teravih namazı için her yaştan insan camiye koşar. Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı gece olan Kadir gecesi Ramazan ayının son on gününde aranır. Özellikle 27. gecede olduğu rivayet edildiği için her yıl bu gecede bütün Müslümanlar camilere koşar, bol dua eder. İlahilerle, tilavetlerle, dualarla gece ihya edilir. Tarihi camilerdeki atmosfer, ziyaretçilerini daha bir başka etkiler. Ziyaretçi akınına uğrayan ve kültürel mirasımızın sessiz tanıkları, yapılan binlerce duaya da şahitlik eder.
Camilerdeki huzurlu atmosfer, sessizlik ve dinginlik manevi açıdan çok etkileyicidir. İlk olarak hissettiğimiz huzur etkiler bizi, ardından da kubbeler, süslemeler, hat yazıları dikkatimizi çeker. Her bir camii sanki bir sanat eseri gibi durur karşımızda. Her biri medeniyetin ruhunu yansıtır bize. Geçmişin izlerini, hikâyelerini anlatır. Bahçesinde oynayan çocukları, secdesine giden müminleri, mimarlarını, yapılmasını emir veren Padişahlarını anlatır. Asırlardır ayakta duran bu camiler, bütün şehrin hafızasını taşır!